Tuesday, February 18, 2014

Evde Montessori uygulama semineri...(0-6 yaş çocukları olanlar için)

Evet anneler, güzel bir fırsat geliyor. Evde Montessori uygulamak isterseniz, Montessori Derneğimiz güzel bir seminer düzenliyor. Katılım sınırlı sayıda olacak, ücreti 50 TL.
Detay aşağıdaki ilanda var:



Sunday, December 1, 2013

Seminer: Fatma Tosuntaş Karakuş, Uzman Psikolojik Danışman

Montessori ve Kaynaştırma Eğitimini Geliştirme Derneği ya da Küçük Kara Balık Çocukevi bir seminer düzenliyor.
Seminer duyurusu şöyle:

Bugünlerde sıklıkla karşılaştığımız bir kavram; “çocuk odaklılık”…

Seminerimizde, Fatma Tosuntaş Karakuş ile çocuk odaklı aile sisteminin çocuklar üzerindeki etkilerinden yola çıkarak,

· Çocuk odaklı sistem , "proje çocuk" ve bunların çocuğun geleceğine etkisi
· Çocuk gelişiminde temel ilkeler
· Çocuklarla güvenli bağ kurma
· Çocuk gelişiminde beyin gelişimi nasıl bir rol oynar?
· Çocuklara uygun sınır koyma ve "sınır"ın anlamları ve Temel ebeveynlik işlevleri üzerine konuşacağız.

Yer:
KÜÇÜK KARA BALIK ÇOCUKEVİ
19 Mayıs Mh. Hilmi Paşa Cd. Öztor Sit. No:27 Erenköy Kadıköy İstanbul
http://goo.gl/maps/ls3jp

Ücret:
50 TL.
Kayıt ve Bilgi Almak İçin: kayit@montessori.org.tr ‘ye mail atmaniz gerekmektedir.
*** Seminerimize online olarak da katılabilirsiniz!

* Katılım kontenjanla sınırlıdır ve seminer öncesinde ödeme yaparak kaydınızı kesinleştirmeniz gerekmektedir. Ödeme koşulları kayıt talep mailinize istinaden gönderilecektir.
* Montessori ve Kaynaştırma Eğitimini Geliştirme Derneği Üyelerine %10 indirim uygulanmaktadır.

Fatma Tosuntaş Karakuş
Uzman Psikolojik Danışman / Aile ve Çift Terapisti / Bireysel Psikoterapist

Lisans eğitimini, Marmara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünden derece alarak tamamlamıştır. Yüksek lisans eğitimini aynı bölümde tamamlayarak uzman psikolojik danışman ünvanını almıştır. İstanbul Bilgi Üniversitesi Çift ve Aile Terapisi Sertifika Programı’na katılmış, “aile ve çift terapisi” konusunda da uzmanlaşmıştır.
Bireysel danışmanlık çalışmalarını, psikodinamik bir yaklaşım temelinde götürmekte; mesleki gelişimine katkı sağlamak için almış olduğu EMDR, transaksiyonel analiz, stratejik aile terapisi, çözüm odaklı terapi, sanat terapisi eğitimlerini bu zeminle birleştirmektedir.
On yılı aşkın süredir çeşitli eğitim kurumları ve danışmanlık merkezlerinde yürüttüğü meslek hayatında; psikolojik danışmanlık ve psikoloji alanında, gerek yurt içi gerek yurt dışında düzenlenen çok sayıda seminer, sempozyum ve kongreye katılmıştır. Bunun yanı sıra, cinsel istismara uğramış çocuklara ve ailelere yönelik projelerde yer almıştır.

Monday, November 11, 2013

Okul ve yemek, Türk'ün yemekle imtihanı!

Yemek konusu gerçekten zor bir konu. Herkesi memnun etmek kolay değil.
Benim gördüğüm kadarı ile bu konuda birkaç tip düşünen veli var:

1- Çocuğum çok sağlıklı beslensin, sağlıksız şeylerden uzak dursun.(paketli gıdalar, şekerli gıdalar, gdo'lu ürünler, normal tavuk gibi)

2- Çocuğum yesin de, ne yerse yesin. İsterse hergün sadece pilav yesin, yeterki aç kalmasın. Biz de şeker yedik, büyüdük ne olmuş? Hem çocuğun kaloriye ihtiyacı var.

3- Ammaaaann, ne lüzumsuz büyütüyorsunuz bu konuyu. Umurumda bile olmaz, yemiş, yememiş...

Çevremde 1.grup veli çoğunlukla olmakla beraber, genel nüfusta yoğunluk 2.grupta. Çok az da 3.grup. Hal böyle olunca, çocuğu zararlı gıdalardan uzak tutmak kaybedileceği belli olan bir savaş oluyor.

Alp, 5 senede yemediği kadar zararlı gıda maddesini, yeni okula başlayınca 1 ayda yemiş oldu. Nereden başlasam bilmiyorum.

Hep söylerlerdi, okul başlayınca görürsün diye. Ne kadar haklılarmış. Faydalı beslenme konusuna itina gösteren veli sayısı meğer ne kadar azmış. Çocukların çantasında devamlı şeker, gofret gibi bir sürü abur cubur oluyor. Serviste gören oğlum istiyor. Ve de yiyor. Bu kaybedilmiş bir savaş galiba. Ben hala paketli gıdaların üstündeki zararlı maddeleri okuyorum oğluma. Belki kemale erince birşeyler ifade etmeye başlar diye. Ya da hevesi geçince hiç olmazsa faydalı şeyleri seçer diye. Pes etmek yok!

Okul menüsünde normalde benim vermeyeceğim gıdalar var. Bol bol pirinç pilavı, çikolatalı süt, tulumba tatlısı gibi ağır tatlılar... Artık tavuk konusuna girmiyorum bile. Alp zaten tavuk sevmez, o yüzden onu yemiyor. Tabii oturup okulun organik tavuk almasını bekleyemeyiz, böyle bir bütçe kimsede yoktur.

İşin en acı tarafı zaten bu düzeni bulabileceğiniz bir ilkokul yok. Anaokul var. Mesela "Küçük Karabalık Çocukevi"

Orada sadece doğal tarım ürünleri, bal-pekmezli ürünler, tam buğdaydan yapılmış ürünler, taze meyveler verilirdi. İçimiz çok rahattı. Yoğurtları organikti. Herşey çok iyi düşünülmüştü. Serviste yiyecek içecek yasaktı. Okula şeker getirilmezdi. Doğumgünleri kendine has bir tören ile kutlanır, kendi yaptıkları pasta servis edilirdi. Hediye getirmek özellikle yasaktı. Bence gayet ütopik bir dünya kurulmuştu orada. Gerçek dünya ile tanışmak hiç hoş olmadı ama alışmaktan başka çare de göremiyorum açıkçası.

Burada züğürt tesellisi diyeceğim bir nokta var: okul hiç olmazsa etlerini mahalle kasabından alıyor, tedarikçileri hep eskiden kalan, bildikleri, güvendikleri denenmiş yerler. Yani en azından malzeme düzgün. Okul tanıtımında biz gıdaya çok önem veriyoruz, çocuklar burada sebze yemeği öğreniyorlar demişlerdi. Dört güzle o günleri bekliyorum. Zaten yemek düzeni okul kararımda kıstas değildi, ama yine de üzülmüyorum desem yalan olur!

Pes etmek yok, ben yine de iyisini-kötüsünü anlatmaya devam edeceğim oğluma.